Photos

Photographer's Note

5 yatay fotograftan olusrutulmus bir dik panorma denemesi...lozan lausanne panorama


lausanne cathedral MAP

lausanne cathedral

History

Construction on the cathedral began in 1175 and it was consecrated in 1275 by Pope Gregory X. It was completed in, well, never - it still remains unfinished today.

Throughout the Middle Ages, pilgrims flocked to the cathedral to pray before the Golden Virgin, a miraculous statue of the Virgin Mary (to whom the cathedral is dedicated).

Lausanne was one of many medieval cities to institute a nightwatch to prevent the all-too-common threat of devastating fires. Although it is mostly stone stone, the city was once made mostly of wood and burned down several times. Every night, watchmen stationed on the wall surrounding the town would call out to each other, ensuring that there were no fires and that no enemy was approaching.

The cathedral nightwatch was the most important. Every night, the watchman walks up the 153 stairs to the top of the tower. Every hour on the hour from 10pm to 2am, he calls out to the four directions: C'est le guet; il a sonné l'heure ("This is the nightwatch; the hour has struck"). Lausanne is the only city in Europe to continue this tradition to this day. Nowadays, the reassuring sound of the nightwatchman's voice startles lovers on park benches and drunken students stumbling home.

In 1536, the combined forces of the Reformation and Bernese army stripped Lausanne Cathedral of virtually all its decoration, including altars, statues and paintings. The beloved Golden Virgin was melted down to make coins. Its treasury, a unique collection of liturgical vestments and tapestries, was taken over to Bern, where it is now preserved in a museum.

The architect-restorer Eugène Viollet-le-Duc began a restoration of the cathedral in the 19th century - and it is still going on today.

Cathédrale de Lausanne
Aller à : Navigation, rechercher


Vue nord
Construite sur la colline de la Cité, la cathédrale protestante Notre-Dame de Lausanne domine la ville.
C'est un bâtiment édifié en pierre de taille (molasse), de style majoritairement gothique, datant du xiiie siècle, soit à l'époque où la région, excepté la ville qui dépendait de l'évêché, était rattachée au comté de Savoie1. Il fut consacré à la sainte Vierge Marie sous le vocable "Notre-Dame" en octobre 1275 en la présence du pape Grégoire X et de l'évêque de Lausanne Guillaume de Champvent.
Son plan inhabituel, avec l'abside légèrement inclinée par rapport à l'axe de la nef, devait reproduire Marie penchant la tête sur son enfant. Au Moyen Age, la cathédrale de Lausanne était un haut lieu de pèlerinage : 70 000 personnes environ s'y rendaient chaque année, alors que Lausanne ne comptait que quelque 7000 habitants.
À l'arrivée des Bernois et avec l'adoption de la Réforme protestante, l'édifice fut dédié en 1536 au culte calviniste. Il connut à cette époque quelques légères déprédations, dont notamment la disparition du cloître ou de certain mobilier, comme la fameuse statue d'argent et or de la Vierge trônant avec l'Enfant (XIIe siècle) ou une partie des stalles sculptées. Cependant l'ensemble de la statuaire subit peu de déprédations. Il reste des vestiges de polychromie architecturale à l'intérieur (notamment dans la chapelle Notre-Dame) et surtout dans le fabuleux "portail peint" (XIIIe siècle), l'un des plus beaux d'Europe, dont la restauration exemplaire des statues polychromes fut achevée en 2007.
Rattachée désormais à la paroisse "Chailly-Cathédrale" de Lausanne, la cathédrale protestante Notre-Dame accueille régulièrement des célébrations oecuméniques, ainsi que des manifestations culturelles (concerts). Quelques messes ont été également autorisées et célébrées ces dernières années, signe de la grande ouverture d'esprit du clergé protestant local. Le geste fut beaucoup apprécié de la communauté catholique.
Notons encore, en plus du portail peint, les vitraux de la Rose du XIIIe siècle presqu'intégralement préservés2. Ils participent largement de la renommée de la cathédrale. (wikipedia)

AVARA

anımsıyor musun?
bir çetemiz vardı: Vahşi Siyah Atlar
ısmarlama serserilikler yaşardık
kimseden bir şey demeden kaçıp gitmeler gibi
sokaklarda sabahlamak, parklarda yatmak
yabancıları mahalleye sokmamak gibi
Ve bir gün gideceğimiz bir Amerika vardı
herkesin bir Amerika'sı vardı o zamanlar
herkes gece istasyonlarında
kendi Amerika'sını aradı

kısık ışıklı arkadaş odaları
plağın bir yüzünü kaplayan uzun parçalar eşliğinde
kendi rüyalarımıza dalar, dağılırdık
okyanuslar, gemi yolculukları, kanayan ıslıklar
ve dünyanın bütün limanları
önümüzdeki sessizce uzardı

BİTERDİ PLAK, DİSK BOŞA DÖNERDİ.
DÜŞLERİMİZ ÇARPIP GERİ DÖNEN SULARDI ŞİMDİ
BÖYLE ZAMANLARDA İLK SÖZÜ SÖYLEMEKTEN
KAÇINIRDI HERKES
SONRA BİR USULCA KALKAR, HERKESE ÇAY KOYARDI
ANIMSIYOR MUSUN?

vahşi siyah atlardık
kentin ışıklı çöllerinde kendi izini arayan
deri ceketlerimize sığdıramadığımız düşlerimiz kadar
asık ve düşmandık
dünya acıtırdı bizi. her şey kanatır, her şey yaralardı
sevişmek çekip çıkarmazdı bizi derinliğimizden
öfkemizi dindirmezdi hiçbir şey
geceleri uyuyamayan çocuklardık,
otobüs garlarında uzun maceralara umar
apansız yolculuklara çıkardık

uykulu kentlere girerdik gece yarıları
ıssız ağaçlar olurdu yol kenarlarında
gökyüzünde parlak yıldızlar, her yere aynı uzaklıkta
sarhoş bindiğimiz otobüsün penceresinden
sanki bambaşka bir dünyaya bakardık
sonra saklayarak yüzümüzü birbirimizden
yumruklarımızı sıkar sessizce ağlardık
ışığı açık kalmış pencerelere, kepenği örtülü dükkanlara,
yaz bahçelerinden taşan çiçeklere,
adını bile bilmediğimiz bu kente
neye olduğunu bile bilmediğimiz bir hasretle
uzun uzun bakardık
anımsıyor musun?

ahh o gece yolculukları
bir başka kentte, bir başka insan olmanın umutları
kaç yol arkadaşı kaldı şimdi geriye
gençliğin ilk acılarını birlikte keşfettiğimiz
kaç yol arkadaşı?
sürüyerek götürdüğümüz dargın beraberlikleri saymazsak
ne kalıyor elimizde?
ölenler,
terk edenler,
bir de telefonları, adresleri, kendileri değişenler

vahşi, siyah atlardık; yılkıya bırakıldık
içimizden kimse gidemedi Amerika'ya
kendi Amerika'sı da olmadı hiçbirimizin
yağmur aldı
rüzgar aldı
zaman aldı
o vahşi siyah atları
herşey o eski rüya da kaldı

çarpıp geri dönen düşlerimizin üstünde
çürümüş cesetleri yüzüyor şimdi vahşi siyah atların
öldükleri sahilleri kendileri de bilmiyorlar
peki sen anımsıyor musun?

MURATHAN MUNGAN

biraz da müzik Norah Jones

Cretense has marked this note useful

Photo Information
Viewed: 4350
Points: 12
Discussions
Additional Photos by Ates Omer (umutlu101) Gold Star Critiquer/Gold Star Workshop Editor/Gold Note Writer [C: 774 W: 149 N: 746] (13629)
View More Pictures
explore TREKEARTH